Yandex

Reflü Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Bazı dönemlerde bazı hastalıklar popülerlik kazanır. Bunda, biraz medya biraz da tıptaki gelişen yöntemlere bağlı olarak tanı konulmasındaki artan başarı neden olarak gösterilebilir. Bu yazımda sizlerle son dönemin en fazla konuşulan hastalıklarından reflü ile ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum.

Reflü kelime anlamı olarak ‘geriye akım’ demektir. Bu yalnız mide ile yemek borusu arasında değildir. Onikiparmak barsağından mideye veya mesaneden idrar yoluna doğru bir reflü olabilir. Üstelik bunlarda tıpta bu bölgeyi içeren organ isimlerinin sonuna eklenen reflü kelimesi ile açıklanır. Vücudumuzda belirli bölgelerde yapılanmış kaslar ve basınç sistemleri o bölgede sanki kapak varmış gibi bir görev üstlenirler. Buna örnek olarak sindirim sisteminde, onikiparmak barsağı ile mide ve mide ile yemek borusu arasındaki akımı gösterebiliriz. İşte bu örneklerden mide-yemek borusu ( özofagus ) arasındaki sistemdeki problemler halk arasında reflü, tıpta ise gastroözofagial reflü dediğimiz hastalığın nedenidir.

Yemek yediğimizde yediğimiz gıdalar yemek borusu yoluyla mideye gelirler, burada yoğun asit ortamda gerekli sindirim işlemlerinden geçerler. Midede gerek asidin, gerekse bu sindirim ürünlerinin yemek borusuna kaçmaması için mide ile yemek borusu arasında kapak vazifesi görecek bir kas ve basınç sistemi kurulmuştur. İşte bu sistemin zayıflaması ve yetmezliği, reflü hastalığı adı verilen ve ileri dönemlerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen mide asidinin çok miktarda yemek borusuna kaçması ile açıklanan hastalığa yol açmaktadır. Bu hastalıkta göğüs ile karını ayıran diafragma adlı zarda, yemek borusunun geçtiği deliğin gevşemesi veya açılması da eşlik ederse, halkın mide fıtığı dediği, midenin yemek borusunun yanından göğüs boşluğuna çıkması ile belirlenen epigastrik fıtık da eklenebilir. Kısaca reflü hastalığına, bir mide fıtığı eşlik edebileceği gibi, reflü yalnız başına da görülebilir.

Dünyada, yaklaşık % 20 oranında reflü hastalığı görülmektedir. Bu oranın giderek arttığına da şahit olmaktayız. Sanırım bunun en büyük nedeni, bu hastalığın tanısındaki gelişmelerdir. Günümüzde sindirim sistemiyle ilgili şikayetlerde gelişen endoskopik yöntemlerin daha kolay ve uygun maliyetlerle uygulanabilmesinin yanı sıra, bu hastalıktan şüphelenildiğinde yapılabilen basınç ölçme ve mide ile yemek borusunun asit özelliklerini gösteren ph metreler tanıyı kesin olarak koyabilmemizi sağlamaktadır. Daha önceleri, reflü yakınmaları olmasına karşın tanı konulmadığından farklı hastalıklara bağlanan ve tedavi edilemeyen şikayetler, bu metotlarla kolayca saptanıp, kolayca tedavi edilebilmektedir.

Oldukça sık karşılaştığımız bu hastalığın yakınmaları nelerdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Göğüste, özellikle göğüs kemiğinin arkasında yanma hissi
  • Ağza acı su gelmesi ( özellikle öne eğildiğimizde, ince yastıkta ya da yastıksız yattığımızda )
  • Genizde sık tekrarlayan yanmalar
  • Yemek yerken boğazda oluşan düğümlenme ve yutma zorluğu hissi
  • Ses ve ses telleri problemleri
  • Sık tekrarlayan farenjit

Şimdi de olası bir reflü hastalığını tedavi etmediğimizde nelerle karşılaşabiliriz onları irdeleyelim.

Gerek okuduğumuz yayınlarda, gerekse internette yaptığımız araştırmalarda bu hastalık ile ilgili karşımıza çıkan ek bilgi kanser bağlantısıdır. En başta belirtmek isterim ki, çok uzun reflü yakınması devam eden hastalarda yemek borusunun alt ucunda devamlı tahriş sonucu oluşan bazı yaralar Barret Özofagusu adını verdiğimiz hastalığa yol açabilir. Barret Özofagusun kanser öncesi bir lezyon olması, halk arasında ve tıpta reflü ile yemek borusu kanseri arasında ilişki kurulmasına neden olmaktadır. Bu oldukça ender görülen komplikasyona kadar, reflünün neden olduğu, hayatın konforunu bozan çok ciddi ve sık rastlanan hastalıklar vardır. Bunlar, oluşan yaralardan kanama ve delinmeler ile devamlı iyileşip açılan yaraların oluşturduğu sert dokuya bağlı darlıklardır. Bu saydığım olayların sonunda yemek borusunun kısalmasına bile tanık olabiliriz.

Erkeklerde, kadınlara göre 3 kat daha sık görülen bu hastalığın tanınabilmesi için endoskopi, mide-yemek borusu grafiği, basınç ve plt ölçümlerine ihtiyaç vardır.

Şimdi bu hastalığın tanısını koyduktan sonra, en önemli kısım olan tedaviye geçmek istiyorum.

Tedavide yapmamız gerekenleri 3 aşamada gösterebiliriz:

  • Mevcut şikayetleri ortadan kaldırmak
  • Yemek borusundaki iltihabı ve yaraları tedavi etmek
  • Tekrarlamasını ve komplikasyonu önlemek

Bu 3 seçeneği de gerçekleştirmenin tek nedeni mideden yemek borusuna olan geri akımı önlemektir.

Bunun için öncelikle yaşam tarzımızı değiştirmemiz gerekir.

  • Sigarayı bırakmalıyız. Sigara mide asidinin daha fazla salgılanmasına yol açarken, diğer yandan hem mide ile yemek borusu arasındaki kasların gevşemesine, hem de midenin kendi ürettiği aside karşı geliştirdiği koruyucu mekanizmanın azalmasına neden olmaktadır. İtalya ‘da yapılan bir araştırmada yalnızca sigarayı bırakmanın ülser ilaçlarına oranla, yemek borusu ve midede oluşan yaraların iyileşmesine çok daha fazla fayda sağladığı gösterilmiştir.Lütfen sigarayı bırakınız!
  • Gazlı ve asitli içeceklerden kaçınmalıyız. Bunları olabildiğince az tüketmeliyiz.
  • Fazla kilolarımızdan kurtulmalıyız.
  • Yatmadan önce en az 2, ortalama 3-4 saat yemek yememeliyiz.
  • Yattığımızda düz yatmak yerine, yastıkla başımızı ve boynumuzu bir miktar yüksekte tutarak uyumalıyız.
  • Alkol, yağlı ve baharatlı gıdalar mide asidini arttırdığı için bunlardan olabildiğince uzak durmalıyız.
  • Kafeinli gıda, içecek ve çay tüketimimizi azaltmalıyız.

Evet, bu saydığım ve hayat tarzımızı değiştireceğine inandığım önlemlerden sonra doktorların neler yaptığına kısaca göz atalım.

Hekimlerin öncelikli tercihi tıbbi tedavidir. Bunun için mide asidini azaltan, hepimizin, bilinçli veya bilinçsiz olarak sıklıkla kullandığı ilaçları doğru olan tarzda yani doktorların önerdiği şekilde kullanmalıyız. Ayrıca yemek borusundan mideye akımı kolaylaştıran ilaçlar ile mide sıvısının üzerinde tabaka oluşturan, emilen ve çiğnenen ilaçlar da yine doktorların gösterdiği şekilde kullanılmalıdır.

Ayrıca, midede helikobakter adını verdiğimiz mikrobun varlığı tetkiklerle araştırılıp, varsa bunun da tedavisinin yapılması mutlaka gereklidir.

Eğer, komplikasyon oluşmuşsa veya tıbbi tedaviye rağmen şikayetlerimiz geçmiyorsa, cerrahi tedavi dediğimiz ameliyat ile tedavi uygulanmalıdır. Bu yöntemde, laparaskopik ( kapalı ) veya açık cerrahi yöntemle, mide ile yemek borusu arasındaki, mideden yemek borusuna geri kaçışı engelleyen, basınç yapılan farklı tekniklerle yeniden oluşturulmaktadır.

Yurt dışına göre ülkemizde cerrahi tedavi seçeneği daha az kullanılmaktadır. Bunda halkımızın ve doktorların cerrahi yöntemlere olan soğuk bakışının etkisi vardır. Ama tıbbi tedavinin işe yaramadığı hallerde özellikle laparaskopik cerrahi teknikleri hızla tedavi seçeneği olarak alanını genişletmektedir.

Asıl olanın, hastalığı tedavi etmekten çok hasta olmamak olduğunu bilen insanlar olarak unutmayalım ki, her iki kişiden birinin reflüyle karşılaştığını bilerek hayat tarzımızı doğru yönde değiştirmek en ideal seçenektir. Çünkü sağlığımız önce kendimize sonra doktorlara emanettir.

Sağlıkla kalın

Dr. Berkhan Savaşçın